Ankara • Kişiselleştirilmiş Bütüncül Tıp Uygulamaları

Makaleler • Mikrobiyota ve Onkoloji

Malign Melanomda Bağırsak Mikrobiyotası İmmünoterapi Yanıtını Nasıl Etkiliyor?

İmmünoterapi etkinliği, toksisite, tedavi direnci ve bağırsak ekosistemi arasındaki bağ

Mutlu bir cumartesi diliyorum. Yine hiçbir şekilde taraf tutmadığım, tamamen bilimsel çalışmalara dayanan yazımı sizinle paylaşıyorum.

Bugün sizlere bağırsak mikrobiyotasının malign melanom gibi agresif ilerleyen bir kanser türünde nasıl etkiler oluşturduğunu değerlendireceğim. Yazının sonunda özet bir görsel koydum; orayı da inceleyebilirsiniz.

Koca yazıyı iki üç cümleyle özetlememi isterseniz: Mikrobiyomunuzda yaşayan 40 trilyon bakteri, aldığınız akıllı ilacın etkisini bile değiştiriyor. Hatta bu kimyasal ilaçların, özellikle kombinasyon tedavilerinde vücutta oluşturduğu ağır hasarı, yani toksisiteyi bile etkiliyor.

Bu yazıda mikrobiyotanın rolünü göreceksiniz. Bu hastalıkta kullanılan bitkisel tedavileri ve ek beslenme önerilerini sonraki bir yazıda yeniden değerlendireceğim.

Bugün Ne Yapabiliyoruz?

Bugün hastanın gaita örneği analiz edilerek bağırsaktaki mikroorganizmalar ayrıntılı biçimde değerlendirilebiliyor. Hastalığa ve kişiye özgü olarak eksik mikroorganizmalar belirlenebiliyor ve bu sonuçlara göre kişiselleştirilmiş probiyotik üretimi yapılabiliyor. Aynı testlerle bağırsaktaki kalprotektin gibi inflamasyon belirteçleri ile mantar ve parazit varlığı da tespit edilebiliyor.

Mikrobiyota tamir sürecinde, analizlerde artmış veya azalmış bulunan bakterilere göre beslenme düzenlenebiliyor; kişiye özel bitkisel desteklerden de yararlanabiliyoruz. Tüm bu analiz ve üretim süreci, onlarca bilim insanının katkısıyla hastalığa ve kişiye özel biçimde yürütülüyor. Türkiye’de de çok şükür bu uygulamalar ileri düzeyde yapılabiliyor. Bu çığır açıcı gelişmelere şahit olmak ve katkı sunmak beni de heyecanlandırıyor.

Bunun yanında malign melanomda tümör hücrelerinin çoğalma, invazyon, metastaz ve anjiyogenez mekanizmalarını hedefleyen; tümör mikroçevresini baskılamaya ve kitle küçülmesini desteklemeye yönelik bitkisel moleküllerden de yararlanıyoruz. Böylece mikrobiyota, beslenme ve bitkisel molekülleri hastalığa ve kişiye özel tek bir plan içinde bir araya getirebiliyoruz.

Şimdi yazımıza başlayabiliriz.

Malign melanom deride başlayan, tanı geciktiğinde lenf düğümlerine ve uzak organlara metastaz yapabilen agresif bir kanser türüdür. Evreleme ve tedavi planı; tümörün kalınlığı, ülserasyon durumu, lenf nodu tutulumu, uzak metastaz varlığı ve moleküler özellikleri birlikte değerlendirilerek yapılır.

Melanom açık tenli kişilerde daha sık görülür. Bunun temel nedenlerinden biri, ultraviyole ışınlarının oluşturduğu DNA hasarına karşı doğal korunmanın daha düşük olmasıdır. Ancak risk yalnızca açık tenle sınırlı değildir. Yoğun ve aralıklı güneş maruziyeti, özellikle çocukluk çağındaki ciddi güneş yanıkları, solaryum kullanımı, çok sayıda veya atipik bene sahip olmak, kişisel ya da ailesel melanom öyküsü, bağışıklığın baskılandığı durumlar ve bazı kalıtsal yatkınlıklar da riski artırır.

Malign melanomu yalnızca “bağışıklık sisteminin yetersizliği” olarak tanımlamak doğru değildir. Daha doğru ifade şudur: Melanom hücreleri, bağışıklık sisteminin kendilerini tanımasını ve yok etmesini engelleyen kaçış mekanizmaları geliştirebilir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri bu baskıyı kaldırarak T hücrelerinin tümöre yeniden saldırmasını hedefler.

Fakat aynı tedaviyi alan her hasta aynı yanıtı vermez. Bazı hastalarda uzun süreli ve güçlü yanıt görülürken bazı hastalarda tedavi başlangıçtan itibaren etkisiz kalır veya zaman içinde direnç gelişir. Bağırsak mikrobiyotası, bu farkı açıklayabilecek önemli biyolojik sistemlerden biridir.

Bugün artık şu soruyu açıkça sorabiliyoruz: Bağırsakta yaşayan mikroorganizmalar, melanom tedavisinin başarısını etkileyebilir mi?

Mevcut çalışmaların cevabı nettir: Bağırsak mikrobiyotası, özellikle immünoterapi yanıtını etkileyebilen önemli bir modülatördür. Ancak bu bilgi, hastaların rastgele probiyotik kullanması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, yanlış seçilen ticari probiyotiklerin mikrobiyal çeşitliliği azaltabileceği ve tedavi yanıtını olumsuz etkileyebileceği gösterilmiştir.

İmmünoterapi ve Mikrobiyota Arasındaki Bağ

Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden biri, immün kontrol noktası inhibitörlerinin kullanıma girmesidir. Monoklonal antikor yapısındaki bu ilaçlar PD-1, PD-L1 ve CTLA-4 gibi bağışıklığı frenleyen sinyal yollarını bloke eder. Böylece sitotoksik T hücrelerinin tümör hücrelerine karşı yeniden etkinleşmesi amaçlanır.

Anti-PD-1 tedavileri olan nivolumab ve pembrolizumab ile anti-CTLA-4 tedavisi olan ipilimumab, ileri evre veya metastatik melanomda kalıcı klinik yanıtlar sağlayabilir. Buna rağmen hastaların yalnızca bir bölümü uzun süreli fayda görür. Konak genetiği, tümör mutasyon yükü, PD-L1 ekspresyonu, tümör mikroçevresi, beslenme, kullanılan ilaçlar ve bağırsak mikrobiyotası tedavi yanıtındaki farklılığa birlikte katkıda bulunur.

İnsan gastrointestinal sistemi trilyonlarca mikroorganizmayı barındırır. Bu mikroorganizmalar yalnızca sindirime yardım etmez; bağışıklık hücrelerinin olgunlaşmasını, inflamasyonun kontrolünü, bağırsak bariyerini ve bazı mikrobiyal metabolitlerin üretimini de etkiler. Bağırsak mikrobiyotası ile bağışıklık sistemi arasındaki bu bağlantı, immün onkoloji mikrobiyom aksı olarak tanımlanır.

Mikrobiyota Melanomun Seyrini ve Tedaviyi Neden Etkiliyor

Bağırsak mikrobiyotasının etkisi beş temel başlıkta incelenebilir.

Bağışıklık Gözetimi

Kommensal mikroorganizmalar ve onların ürettiği metabolitler; dendritik hücrelerin, CD8+ T hücrelerinin ve doğal öldürücü hücrelerin gelişimini ve işlevini etkiler. Mikrobiyal dengenin bozulması, yani disbiyoz, bağışıklık gözetimini zayıflatabilir. Aynı zamanda kronik inflamasyonu ve doku hasarını artırarak tümör gelişimi veya ilerlemesi için uygun bir ortam oluşturabilir.

Tedavi Yanıtı ve Sağkalım

İmmünoterapi başlamadan önce bağırsak mikrobiyotasında yüksek alfa çeşitliliği bulunan hastalarda daha iyi tedavi yanıtı ve daha uzun progresyonsuz sağkalım bildirilmiştir. Bazı çalışmalarda Faecalibacterium prausnitzii, Ruminococcaceae ailesi, Bifidobacterium türleri ve Akkermansia muciniphila olumlu klinik sonuçlarla ilişkilendirilmiştir.

Buradaki önemli kelime “ilişki”dir. Bir bakterinin yüksek bulunması tek başına tedavinin başarılı olacağını garanti etmez. Çalışmalar arasında coğrafya, beslenme, kullanılan immünoterapi, örnek toplama yöntemi ve analiz tekniği açısından ciddi farklılıklar vardır.

İlaç Etkisi ve Toksisite

Mikrobiyota, ilaçların metabolizmasını ve bağışıklık hücrelerinin tedaviye verdiği yanıtı etkileyebilir. Bu alan farmakomikrobiyomik olarak adlandırılır. Örneğin bakteriyel beta-glukuronidaz aktivitesi irinotekana bağlı ishali artırabilir. Bazı Bifidobacterium türlerinin ise deneysel modellerde anti-CTLA-4 tedavisine bağlı bağırsak inflamasyonunu azaltabildiği gösterilmiştir.

Bu nedenle mikrobiyota yalnızca tedavinin etkinliğiyle değil, tedaviye bağlı yan etkilerle de ilişkilidir.

Antibiyotik Maruziyeti

Geniş spektrumlu antibiyotikler bağırsak mikrobiyotasını hızlı biçimde değiştirebilir. İmmünoterapiden hemen önce kullanılan antibiyotikler, bazı çalışmalarda daha düşük objektif yanıt oranı ve daha kısa progresyonsuz veya genel sağkalımla ilişkilendirilmiştir.

Bu sonuç, gerekli antibiyotik tedavisinden kaçınılması gerektiği anlamına gelmez. Enfeksiyon varsa antibiyotik doğru endikasyonla kullanılmalıdır. Mesaj nettir: Gereksiz ve kontrolsüz antibiyotik kullanımı, özellikle immünoterapi alan hastalarda masum değildir.

Biyobelirteç Potansiyeli

Bağırsak mikrobiyomunun taksonomik yapısı, mikrobiyal gen içeriği ve ürettiği metabolitler; tedaviye başlamadan önce yanıt olasılığını tahmin etmeye yardımcı olabilir. Henüz tek başına klinik karar verdiren standart bir test yoktur. Ancak mikrobiyom profili, gelecekte kişiselleştirilmiş onkolojinin biyobelirteçlerinden biri olabilir.

Yanıt Veren ve Vermeyen Hastalarda Mikrobiyom İmzaları

Anti-PD-1, anti-PD-L1 veya anti-CTLA-4 tedavisi alan melanom hastalarında yapılan dışkı analizleri, yanıt verenlerle yanıt vermeyenler arasında bazı farklılıklar göstermiştir.

Yanıt verenlerde daha sık bildirilen özelliklerYanıt vermeyenlerde daha sık bildirilen özellikler
Yüksek alfa çeşitliliğiDüşük alfa çeşitliliği
Ruminococcaceae ve Clostridiales zenginliğiBazı kohortlarda Bacteroidales veya belirli Bacteroides türlerinin baskınlığı
Faecalibacterium prausnitziiMantar çeşitliliğinde azalma
Bifidobacterium longum ve B. breveCandida albicans ve Malassezia restricta artışı
Bazı kohortlarda Akkermansia muciniphila varlığıL-ramnoz yıkımı ve bazı nükleotid katabolizma yolları
Kısa zincirli yağ asidi üretimiDaha zayıf antitümör bağışıklık profili
L-izolösin ve kobalamin sentez yollarıB vitamini yıkım yollarında artış

Bu tablo evrensel bir reçete değildir. Aynı bakteri, farklı kanser türlerinde veya farklı tedavi protokollerinde aynı anlamı taşımayabilir. Son yıllardaki çapraz kohort analizleri, tek bir “iyi bakteri” veya tek bir “kötü bakteri” tanımlamanın doğru olmadığını göstermektedir. Mikrobiyal topluluğun bütünü, gen içeriği ve metabolik kapasitesi daha değerlidir.

Alfa Çeşitliliği

Alfa çeşitliliği, tek bir örnekte kaç farklı mikrobiyal tür bulunduğunu ve bu türlerin dağılımını gösterir. Shannon ve Inverse Simpson indeksleri bu çeşitliliği ölçmek için kullanılır.

Melanom hastalarında yapılan öncü çalışmalarda, tedavi öncesi dışkı mikrobiyotasında daha yüksek alfa çeşitliliği bulunan hastaların anti-PD-1 tedavisine daha yüksek oranda yanıt verdiği ve progresyonsuz sağkalımının daha uzun olduğu gösterilmiştir. Düşük çeşitlilik ise bazı kohortlarda primer direnç ve daha kötü klinik sonuçlarla ilişkilendirilmiştir.

Yanıt Veren Hastalarda Öne Çıkan Bakteriler

Yanıt veren gruplarda özellikle kısa zincirli yağ asidi üreten bakteriler dikkat çekmektedir.

Ruminococcaceae ve Faecalibacterium prausnitzii: Ruminococcaceae ailesi ve bu aileyle ilişkili bütirat üreticileri, bazı melanom kohortlarında daha iyi anti-PD-1 yanıtıyla ilişkilendirilmiştir. F. prausnitzii bolluğu, uzamış progresyonsuz sağkalımla en sık ilişkilendirilen işaretçilerden biridir.

Akkermansia muciniphila: Bu bakteri bağırsak mukus tabakası ve metabolik sağlıkla ilişkili önemli bir türdür. İmmünoterapi yanıtıyla bağlantısı birçok çalışmada incelenmiştir. Ancak miktar önemlidir. Yüzde 4,8 eşiği melanom için evrensel bir sınır değildir; bu değer özellikle ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri kohortundan elde edilmiştir. Bu çalışmada bakterinin saptanması ve göreli bolluğunun yüzde 4,8’in altında olması daha iyi sonuçlarla, aşırı baskınlığı ise dirençle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle Akkermansia için “ne kadar çok, o kadar iyi” yaklaşımı doğru değildir.

Bifidobacterium türleri: B. longum, B. breve, Collinsella aerofaciens ve Enterococcus faecium gibi türler bazı yanıt veren melanom kohortlarında daha yüksek bulunmuştur.

Bu mikrobiyal profile sahip hastalarda tümör mikroçevresindeki CD8+ T hücre infiltrasyonu, antijen sunan hücrelerin aktivasyonu ve efektör bağışıklık yanıtı daha güçlü olabilir.

Yanıt Vermeyen Hastalarda Bakteriyel ve Mantar Disbiyozu

Bazı çalışmalarda Bacteroidetes filumu veya Bacteroidales takımına ait belirli türler yanıt vermeyen grupta daha yüksek bulunmuştur. Ancak bu bulgu bütün çalışmalarda aynı değildir. Özellikle anti-CTLA-4 tedavisiyle ilgili bazı deneysel ve klinik veriler, belirli Bacteroides türleri için farklı sonuçlar göstermiştir. Bu nedenle Bacteroidales grubunu bütünüyle “zararlı” kabul etmek bilimsel olarak doğru değildir.

Bağırsaktaki mantar topluluğu da önemlidir. Mantar mikrobiyotasına mikobiyom adı verilir. Melanom hastalarında yapılan çalışmalarda Candida albicans ve Malassezia restricta artışı; hastalık progresyonu ve anti-PD-1 tedavisine daha zayıf yanıtla ilişkilendirilmiştir. Bu bulgu, bakteriler kadar mantarların da değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Metabolik İmzalar

Mikrobiyom analizinde yalnızca “hangi bakteri var” sorusu sorulmaz. Bu bakterilerin hangi genleri taşıdığı ve hangi metabolitleri ürettiği de incelenir.

Yanıt veren hastalarda L-izolösin biyosentezi, kısa zincirli yağ asidi üretimi, kobalamin sentezi ve bazı anabolik yolların daha aktif olduğu bildirilmiştir. Yanıt vermeyen gruplarda ise L-ramnoz yıkımı, bazı nükleotid metabolizması yolları ve B vitamini yıkım süreçleri öne çıkmıştır.

Mikrobiyal gen içeriği ve metabolik fonksiyonlar, tek tek bakteri isimlerinden daha tutarlı biyobelirteçler olabilir.

Mikrobiyota Bağışıklık Sistemini Nasıl Değiştiriyor

Bağırsak mikrobiyotası, tümör mikroçevresini birkaç farklı mekanizmayla etkiler.

Dendritik Hücreler ve Antijen Sunumu

Dendritik hücreler bağışıklık sisteminin antijen sunan temel hücreleridir. Tümörden gelen antijenleri T hücrelerine tanıtır ve bağışıklık yanıtını başlatır.

Bacteroides fragilis, B. thetaiotaomicron ve bazı Burkholderiales türleri, deneysel modellerde dendritik hücreleri uyararak IL-12 üretimini ve Th1 yanıtını artırmıştır. Bifidobacterium breve ve B. longum ise dendritik hücre aktivasyonunu, CD8+ T hücrelerinin hazırlanmasını ve tümöre girişini destekleyebilir.

Lactobacillus rhamnosus GG’nin deneysel modellerde cGAS-STING-TBK1-IRF7 yolunu aktive ederek tip I interferon üretimini artırabildiği gösterilmiştir. Bu sinyal, CD8+ T hücrelerinin antitümör işlevini güçlendirebilir. Bu verilerin önemli bölümü preklinik çalışmalardan gelmektedir; doğrudan klinik probiyotik önerisi oluşturmaz.

Kısa Zincirli Yağ Asitleri

F. prausnitzii ve Ruminococcaceae üyeleri bütirat ve propionat gibi kısa zincirli yağ asitleri üretir. Bu metabolitler histon deasetilaz enzimlerini baskılayabilir ve CD8+ T hücrelerinin granzim B, perforin ve interferon gama üretimini artırabilir.

Kısa zincirli yağ asitleri aynı zamanda bağırsak bariyerini destekler ve inflamasyonun kontrolüne katkıda bulunur. Ancak dolaşımdaki veya bağırsaktaki metabolit düzeyinin etkisi, kullanılan immünoterapiye ve bağışıklık hücresinin türüne göre değişebilir.

İnozin

Bifidobacterium pseudolongum ve Akkermansia muciniphila gibi bakterilerle ilişkilendirilen inozin, uygun eş uyarıcı sinyaller bulunduğunda T hücrelerindeki A2A reseptörleri üzerinden Th1 yanıtını destekleyebilir. Ayrıca glukozun sınırlı olduğu tümör mikroçevresinde efektör T hücreleri için alternatif karbon kaynağı olarak kullanılabilir.

İnozinin etkisi bağlama bağlıdır. Tek başına her durumda bağışıklığı güçlendiren basit bir molekül olarak değerlendirilmemelidir.

Hippurat ve Doğal Öldürücü Hücreler

Bazı Bifidobacterium türleriyle ilişkilendirilen hippurat metabolitinin, deneysel çalışmalarda doğal öldürücü hücrelerin perforin ve interferon gama üretimini artırdığı; PD-1 ekspresyonunu azaltabildiği bildirilmiştir.

Moleküler Mimikri

Bakteriyel antijenlerle tümör neoantijenleri arasında yapısal benzerlik bulunabilir. Bağışıklık sistemi bir mikrobiyal antijene karşı geliştirdiği yanıtı, benzer yapıdaki tümör antijenine karşı da kullanabilir. Buna moleküler mimikri denir.

Örneğin Bifidobacterium breve tarafından taşınan SVY peptidi, deneysel melanom modelindeki SIY antijeniyle benzerlik gösterir ve çapraz reaksiyon veren sitotoksik T hücrelerini uyarabilir. Benzer şekilde Enterococcus hirae bakteriyofajlarının ürettiği TMP proteini, tümördeki PSMB4 proteiniyle çapraz reaksiyon oluşturarak hafıza CD8+ T hücre yanıtını destekleyebilir.

Gaita Mikrobiyota Transplantasyonu Direnci Kırabilir mi

Gaita mikrobiyota transplantasyonu, seçilmiş bir donörden alınan mikrobiyal topluluğun alıcı hastaya aktarılmasıdır. İmmünoterapiye yanıt veren hastalardan alınan mikrobiyotanın dirençli hastalara aktarılması, melanom araştırmalarının en dikkat çekici alanlarından biridir.

Yanıt veren hastalardan alınan dışkı örnekleri mikropsuz farelere nakledildiğinde, fare tümörlerinin anti-PD-1 tedavisine daha duyarlı hâle geldiği ve tümör içindeki CD8+ T hücre infiltrasyonunun arttığı gösterilmiştir. Bu deneyler, mikrobiyota ile tedavi yanıtı arasındaki ilişkinin yalnızca tesadüfi bir birliktelik olmadığını düşündürmektedir.

İnsan çalışmalarında da erken sonuçlar dikkat çekicidir. Anti-PD-1 tedavisine dirençli melanom hastalarında, yanıt veren donörlerden yapılan FMT ile anti-PD-1 tedavisi birlikte uygulanmıştır. Davar ve arkadaşlarının çalışmasında 15 hastanın 6’sında klinik fayda görülmüştür. Baruch ve arkadaşlarının faz 1 çalışmasında ise 10 hastanın 3’ünde objektif yanıt elde edilmiş; bunların ikisi parsiyel, biri tam yanıt olarak bildirilmiştir.

Bu sonuçlar güçlü bir bilimsel sinyal verir. Ancak FMT halen deneysel bir yaklaşımdır. Donör seçimi, enfeksiyon aktarımı, antibiyotik direnç genleri, hazırlama protokolü ve uygulama yolu standartlaştırılmadan rutin tedavi olarak kullanılamaz.

Antibiyotikler İmmünoterapi Yanıtını Nasıl Etkiliyor

Antibiyotik kullanımında zamanlama önemlidir. İmmünoterapi başlangıcından önceki haftalarda kullanılan geniş spektrumlu antibiyotikler, bağırsak mikrobiyotasını bozarak tedavi yanıtını olumsuz etkileyebilir.

Gözlemsel çalışmaların meta-analizinde, immün kontrol noktası tedavisinden önceki 42 gün içinde antibiyotik kullanmayan hastalarda genel sağkalım daha iyi bulunmuştur. Bu analizde bildirilen 3,43 değeri doğrudan “yaşam süresi 3,43 kat uzadı” anlamına gelmez; gruplar arasındaki sağkalım farkını hazard oranı üzerinden ifade eder.

Melanom hastalarına özgü çok merkezli retrospektif bir çalışmada, immünoterapiden önceki 60 gün içinde antibiyotik kullanımı daha kötü progresyonsuz ve genel sağkalımla ilişkili bulunmuştur. Tedavi başladıktan sonraki antibiyotik kullanımında ise aynı ilişki gösterilememiştir.

Bu veriler nedeniyle antibiyotikler gereksiz yere kullanılmamalıdır. Ancak ciddi bakteriyel enfeksiyon söz konusuysa antibiyotik tedavisi geciktirilmemelidir. Onkolojik sonuç kaygısıyla gerekli enfeksiyon tedavisini reddetmek doğru değildir.

Beslenme ve Probiyotikler

Liften Zengin Beslenme

Liften zengin beslenme, kısa zincirli yağ asidi üreten bakterileri destekler. Melanom hastalarında yapılan çalışmada, daha yüksek diyet lifi tüketimi immün kontrol noktası tedavisi sırasında daha uzun progresyonsuz sağkalımla ilişkili bulunmuştur. En belirgin fayda, yeterli lif tüketen ve reçetesiz probiyotik kullanmayan hastalarda görülmüştür.

Bu bulgu, tek bir besinin veya takviyenin immünoterapiyi güçlendirdiğini kanıtlamaz. Ancak beslenme düzeninin mikrobiyota üzerinden tedavi yanıtını etkileyebileceğini gösterir.

Ketojenik Beslenme

Ketojenik beslenmeyle artan 3-hidroksibütiratın deneysel modellerde CD8+ T hücre çoğalmasını ve antitümör yanıtı destekleyebildiği bildirilmiştir. Bu veri henüz melanom hastalarında standart ketojenik diyet önerisi oluşturacak düzeyde değildir. Kanser hastasında diyet kararı; kilo kaybı, kas kitlesi, tedavi toksisitesi, metabolik durum ve kullanılan ilaçlar birlikte değerlendirilerek verilmelidir.

Reçetesiz Probiyotik Uyarısı

Probiyotik kelimesi otomatik olarak “yararlı” anlamına gelmez. Ticari ürünlerin içerdiği suşlar, dozlar ve kombinasyonlar farklıdır. Hastanın mevcut mikrobiyal yapısı bilinmeden kullanılan probiyotikler, ekosistemi beklenenin tersine değiştirebilir.

Melanom hastalarında reçetesiz probiyotik kullanımı daha düşük mikrobiyal çeşitlilikle ilişkilendirilmiştir. Deneysel modellerde bazı probiyotik kombinasyonları, tümör içindeki interferon gama pozitif CD8+ T hücrelerini ve anti-PD-1 yanıtını azaltmıştır.

Bu nedenle immünoterapi alan bir hastaya gelişigüzel probiyotik başlanmamalıdır. “Faydalı bakteri ekliyorum” düşüncesi bilimsel açıdan yeterli değildir. Suş seçimi, zamanlama, doz ve mevcut mikrobiyal ekosistem önemlidir.

Çalışmaların Sınırları

Ancak mikrobiyotanın rolü, bu kadar çok kanıtla desteklendiğinde anlamlı bir hâle gelir.

Çalışmalar arasında örnek toplama yöntemi, dışkının saklanma koşulları, kullanılan sekanslama tekniği, biyoinformatik analiz, coğrafya, beslenme, antibiyotik kullanımı, vücut kitle indeksi ve immünoterapi protokolü açısından büyük farklar bulunur. Bu nedenle bir çalışmada olumlu görünen tür, başka bir kohortta aynı sonucu vermeyebilir.

Bu sonuç önemli bir gerçeği gösterir: Mikrobiyota güçlü bir biyobelirteç adayıdır, fakat bugün için tek başına tedavi seçtiren standart bir klinik test değildir.

Sonuç

Bağırsak mikrobiyotası, malign melanomda immün kontrol noktası inhibitörlerinin etkinliğini ve toksisitesini etkileyebilen önemli bir biyolojik sistemdir. Yüksek mikrobiyal çeşitlilik, bazı kısa zincirli yağ asidi üreticileri ve belirli metabolik yollar daha iyi immünoterapi yanıtıyla ilişkilendirilmiştir. Düşük çeşitlilik, bakteriyel veya mantar disbiyozu ve immünoterapi öncesindeki gereksiz antibiyotik maruziyeti ise daha kötü sonuçlarla bağlantılıdır.

Ancak buradan “tek bir bakteri tedaviyi belirler” sonucu çıkarılamaz. Bir probiyotiği gelişigüzel kullanmak, bir bakteriyi kontrolsüz biçimde artırmaya çalışmak veya gerekli onkolojik tedaviyi mikrobiyota uygulamalarıyla değiştirmek doğru değildir.

Bugün için doğru yaklaşım nettir: Mikrobiyotayı melanom tedavisinin alternatifi olarak değil, tedavi yanıtını etkileyebilen ve gelecekte kişiselleştirilmiş onkolojinin parçası olabilecek bir sistem olarak değerlendirmek gerekir.

Bugün kanser tedavilerinde; kişiye özel probiyotikler, beslenme düzenlemeleri ve bitkisel moleküller tedaviye ciddi katkı sağlamaktadır.

Diğer tüm ayrıntılar ve gelecek yazılar için web sitemi takip etmeyi unutmayın.

Bu yazı tıbbi tedavi önerisi değildir; bilimsel verilerin hekim değerlendirmesiyle yorumlanmasına yönelik kişisel görüşler içerir.

İmmünoterapide mikrobiyota çeşitliliği, probiyotikler, FMT ve antibiyotik kullanımının etkilerini özetleyen bilgilendirme görseli
İmmünoterapi yanıtında bağırsak mikrobiyotasının rolüne ilişkin özet görsel.

Kaynakça

  1. Gopalakrishnan V, Spencer CN, Nezi L, et al. Gut microbiome modulates response to anti-PD-1 immunotherapy in melanoma patients. Science. 2018;359(6371):97-103. doi:10.1126/science.aan4236
  2. Ting NL, Lau HC, Yu J. Cancer pharmacomicrobiomics: targeting microbiota to optimise cancer therapy outcomes. Gut. 2022;71(7):1412-1425. doi:10.1136/gutjnl-2021-326264
  3. Chrysostomou D, Roberts LA, Marchesi JR, Kinross JM. Gut microbiota modulation of efficacy and toxicity of cancer chemotherapy and immunotherapy. Gastroenterology. 2023;164(2):198-213. doi:10.1053/j.gastro.2022.10.018
  4. Killock D. Immunotherapy: Gut bacteria modulate responses to PD-1 blockade. Nature Reviews Clinical Oncology. 2017;14(12):711. doi:10.1038/nrclinonc.2017.182
  5. Davar D, Dzutsev AK, McCulloch JA, et al. Fecal microbiota transplant overcomes resistance to anti-PD-1 therapy in melanoma patients. Science. 2021;371(6529):595-602. doi:10.1126/science.abf3363
  6. Baruch EN, Youngster I, Ben-Betzalel G, et al. Fecal microbiota transplant promotes response in immunotherapy-refractory melanoma patients. Science. 2021;371(6529):602-609. doi:10.1126/science.abb5920