Ankara • Kişiselleştirilmiş Bütüncül Tıp Uygulamaları

Blog • Tanışma

Kim Bu Superdoc.?

Hekimlik yolculuğum, fitoterapiye ilgim, hedeflerim ve bugün üzerinde çalıştığım konular.

Merhabalar, ben Uzman Doktor Samet Altunbaş.

Peki, ben kimim? Buraya nasıl geldim ve ne yapmak istiyorum?

1991 yılında Tokat’ta doğdum. Namık Kemal İlköğretim Okulundan mezun olduktan sonra kısa bir askerî lise maceram oldu. Ardından Tokat Anadolu Öğretmen Lisesine yerleştim ve lise eğitimimi burada tamamladım.

Üniversite sınavına ilk girişimde Türkiye genelinde yaklaşık 14 bininci oldum. Bu sonuçla yetinmeyip bir yıl daha hazırlandım. İkinci sınavda 2.500’üncü olarak Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesine yerleştim.

Aşırı “inek” bir öğrenci olduğumu söyleyemem; ancak sınavları geçerek ve tıbbı öğrenmeye çalışarak 2016 yılında mezun oldum. Sonrasında Akçakoca’da pratisyen hekim olarak görev yaptım. Ardından Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde kısa bir uzmanlık eğitimi aldım. Fakat yolum sonunda Acil Tıp ile kesişti.

Yoğun, etkili ve öğretici geçen dört buçuk yıllık asistanlık eğitiminin ardından Şırnak’a atandım. Burada altı ay görev yaptıktan sonra eş durumu nedeniyle Ankara Mamak Devlet Hastanesine geldim. Mecburi hizmetimi tamamladıktan sonra Ufuk Üniversitesi Hastanesi Acil Servisinde görev aldım. Bugün ise fitoterapi ve kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları için Ankara YDA Center’daki kendi kliniğimde hastalarımı kabul ediyorum.

Acil tıp bana ne öğretti?

Acil tıp uzmanlığının bana en büyük katkılarından biri, hemen her branştan ve çok farklı klinik tablolardan hastayı değerlendirme fırsatı sunmasıydı. On binlerce hastaya birebir dokundum.

Acil servis yalnızca hastaya ilk müdahaleyi yaptığımız ve hayat kurtardığımız bir yer değildir. Aynı zamanda farklı uzmanlık alanlarıyla sürekli iletişim ve koordinasyon içinde olmanız gereken büyük bir klinik okuldur. Bir hastayı ilgili uzmanla tartışabilmek için o hastalığın temel mekanizmasını, tanısını, kullanılan ilaçları ve tedavi seçeneklerini bilmeniz gerekir.

İşimin bu tarafı beni sürekli daha fazla okumaya ve çalışmaya yöneltti.

Acil tıp pratiği çok geniş bir ilaç yelpazesine hâkim olmayı gerektirir. Çünkü acil servise her hastalıktan insan gelir ve biz, hastanın kullandığı ilaçların ne olduğunu, hangi amaçla verildiğini ve hangi yan etkilere yol açabileceğini bilmek zorundayız.

Fakat zamanla fark ettim ki asıl mesele yalnızca eczane raflarındaki ilaçlardan ibaret değildi. Bir de doğanın eczanesi vardı.

Bitkilere olan ilgim nasıl başladı?

Bitkilere ve bitkisel tedavilere ilgim zaman içerisinde giderek arttı. Okumalarımı derinleştirdikçe bitkisel moleküllerin hastalık mekanizmaları, bağışıklık sistemi ve mikrobiyota üzerindeki etkilerini daha yakından görmeye başladım.

Sonrasında Bezmialem Vakıf Üniversitesinde fitoterapi eğitimi aldım ve Sağlık Bakanlığı onaylı fitoterapi uygulama sertifikamı tamamladım. Böylece bitkisel tedavileri bilimsel, güvenli ve mevzuata uygun şekilde değerlendirebilen sertifikalı bir hekim oldum. Öğrendikçe önümde ne kadar geniş bir alan bulunduğunu daha iyi anladım.

Tıp fakültesinde timokinon, kannabidiol, antosiyanidinler ve daha pek çok bitkisel molekül hakkında kapsamlı bir eğitim almıyoruz. Bitkilerin farmakolojik etkileri, standardizasyonu, güvenli dozları ve ilaçlarla etkileşimleri de tıp eğitiminin oldukça sınırlı kalan alanlarından biri.

Bunun tarihsel nedenlerinden biri, tıp ile eczacılığın zaman içerisinde birbirinden ayrılması olabilir. Kesin nedenini bilmiyorum. Ancak yüzlerce intörn hekimin eğitimine katkıda bulunmuş ve meslek hayatım boyunca çok sayıda hekimle birlikte çalışmış biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Tıp fakültelerinde fitoterapi ve bütüncül sağlık yaklaşımı öğretilmiyor. Bu alanı anlamak için daha fazla okumamız, araştırmamız ve bilimsel çalışma yapmamız gerekiyor. Ben de kendi adıma elimden gelen gayreti göstermeye çalışıyorum.

Bu siteyi de bugün yapay zekâyla hazırladım

Yapay zekâ, doğru kullanıldığında literatür taramalarını hızlandırmak, yeni yayınlardan haberdar olmak ve henüz yeterince bilgi sahibi olmadığımız konularda araştırmayı kolaylaştırmak açısından ciddi bir destek sunuyor. Yapay zekâyı sıklıkla kullanıyorum ve beni şaşırtmaya devam ediyor. Bilimsel çalışmalar hiç bu kadar hızlanmamıştı. Otuz yıl önce kütüphane raflarında makale arayarak öğrenmeye çalıştığımız bir sistemden, bugün dakikalar içinde bir konuyla ilgili çok sayıda veriye ulaşabildiğimiz bir döneme geldik.

Bunu fırsata dönüştürmek zorundayız. Öğrenmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Tabii ki yapay zekânın sunduğu bilgileri sorgulamak, asıl kaynaklara ulaşmak ve klinik değerlendirmeyi hekimin yapması gerekiyor.

Yapay zekâ demişken küçük bir not düşeyim: Bu internet sitesini bugün ChatGPT ile hazırladım. Yaklaşık iki saat içinde ne istediğimi anladı ve birlikte bir site ortaya çıkardık.

Site hazır olunca da “İlk blog yazımı hemen yazayım.” dedim. :)

Peki benim amacım ne?

Aslında hedeflerim özetle bunlar.

Şu anda en çok hangi konularla ilgileniyorum?

Bugünlerde üzerinde en fazla çalıştığım alanlardan biri; mikrobiyota, beslenme ve bitkisel moleküllerin kanserin oluşumu ve tedavi süreçleri üzerindeki şaşırtıcı etkileri.

Bu alanda her geçen gün yeni çalışmalar yayımlanıyor. Bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, enflamasyon ve bazı kanser tedavilerine verilen yanıt üzerindeki etkisi, giderek artan sayıda bilimsel çalışmada ele alınıyor.

Kanser hastalarının bu süreçte neler hissettiğini biliyorum. Çünkü meslek hayatım boyunca çok sayıda kanser hastası ve yakınıyla konuştum. Kanser tanısı aldığınızda büyük bir belirsizliğin içine giriyorsunuz. Tedavi süreci yorucu olabiliyor. Kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerin yan etkileri; ağrı, bulantı, kusma, iştahsızlık, güçsüzlük ve psikolojik yük hem hastayı hem de yakınlarını etkiliyor.

Gerçekten zor bir süreç. Allah bu yoldan geçen herkesin yardımcısı olsun.

Ben bu sürecin neresinde olmak istiyorum?

Benim amacım onkolojik tedavilerin yerine başka bir şey koymak değil. Hastanın medikal onkoloji uzmanı tarafından planlanan tedavisiyle uyumlu, güvenli ve kişiye özel bitkisel destek seçeneklerini değerlendirmek istiyorum. Farklı disiplinlerle iş birliğine açık hekimlerle hastayı birlikte değerlendirmeye her zaman hazırım. Standart tedaviyi kabul etmeyen hastaları da yalnız bırakmadan; riskleri açıkça konuşmanın, mevcut kanıtları anlatmanın ve güvenli bir hekimlik çerçevesi sunmanın önemli olduğuna inanıyorum.

Beslenmenin nasıl düzenleneceği, mikrobiyotanın nasıl destekleneceği, tedaviler sırasında kullanılan bitkisel ürünlerin ilaçlarla etkileşip etkileşmeyeceği ve tedavi sonrasındaki toparlanma sürecinin nasıl planlanacağı dikkatle değerlendirilmesi gereken konular.

Buradan veya sosyal medyadan hazır reçeteler almayın. Bilinçsiz kullanılan takviyeler tedavinin etkisini azaltabilir veya yan etkileri artırabilir. Bir ürünün tesadüfen fayda sağlaması, bu yaklaşımı güvenli ve doğru hâle getirmez. Tedavinin seyrini etkileyebilecek uygulamaları şansa bırakmamak gerekir.

Hangi beslenme modeli kişinin mevcut durumuna daha uygundur?

Bu soruların herkese uygulanabilecek tek bir cevabı yoktur. Çünkü kanserin türü, evresi, uygulanan tedavi, hastanın karaciğer ve böbrek fonksiyonları, kullandığı ilaçlar, beslenme durumu ve mikrobiyota yapısı birbirinden farklıdır.

Bir ürünün bitkisel olması, onun güvenli olduğu anlamına gelmez.

Mikrobiyotanın kemoterapi ve özellikle immünoterapi süreçlerindeki önemini, bilimsel makaleler üzerinden bu sitenin Makaleler bölümünde ayrıntılı biçimde anlatacağım. Kanıtın güçlü olduğu noktaları da henüz yeterli olmadığı alanları da açıkça paylaşacağım.

Çünkü bilim, yalnızca inandığımız şeyleri savunmak değil; bildiklerimizle henüz bilmediklerimiz arasındaki sınırı dürüstçe gösterebilmektir.

Mikrobiyota yalnızca kanserden ibaret değil

Mikrobiyotanın rolü yalnızca kanserle sınırlı değil.

Kronik cilt hastalıkları, otoimmün hastalıklar, diyabet, irritabl bağırsak sendromu ve SIBO gibi birçok alanda bağırsak mikrobiyotası önemli araştırma konularından ve tedavi hedeflerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Hastalığı yalnızca görünen belirtiden ibaret kabul etmek yerine, o belirtinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan mekanizmaları anlamaya çalıştığımızda tablo daha anlaşılır hâle geliyor.

Benim bütüncül tıptan anladığım da tam olarak bu: Modern tıbbı reddetmek değil; onun güçlü tanı ve tedavi imkânlarını mikrobiyota, metabolizma, beslenme, uyku, stres ve bilimsel fitoterapi yaklaşımıyla birlikte değerlendirmek.

Bitkisel tedavilerin, Almanya’daki örneklerde olduğu gibi, bilimsel standartlarla modern tıbbın içinde hak ettiği yere ulaşacağı güne kadar okumaya, araştırmaya ve anlatmaya devam edeceğim. :)

Buraya kadar okuduysanız artık “Kim bu Superdoc?” sorusunun cevabını biraz olsun biliyorsunuz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Bu yazı kişisel görüşlerimi içermekte olup tıbbi bir tedavi önerisi değildir.